TABUR TABİBİ BİNBAŞI DERVİŞ BEY’İN HATIRALARI

Osmanlı Devleti’nin son dönem savaşlarında ve İstiklal Harbi’nde muvazzaf olarak bulunmuş Tabip Binbaşı Mehmet Derviş Kuntman’ın hatıraları 2011 yılında Mehmet Ali Kuntman tarafından “Tabur Tabibi Derviş Bey” adıyla yayınlandı.

Derviş Bey emekli olduktan sonra hayatını epeyce detaylı biçimde kağıda dökmüş. Hatıralarında, Osmanlı’nın buhranlı yıllarına ve İstiklal Harbi’ne ilişkin çok önemli detaylar var. Bundan da önemlisi, Derviş Bey hatıralarında, dönemin Osmanlı zabitlerinin, daha genel anlamda memurların nasıl bir hayat yaşadıklarını, nelere katlandıklarını, ne badireler atlattıklarını çok yalın ve samimi bir dille anlatıyor ve okuyucuyu ister istemez hayrete sevk ediyor.

Derviş Bey, dönemin birçok Osmanlı subayı gibi “talihsiz” bir asker. Hayatı boyunca torpile, tavassuta, nüfuz kullanmaya tevessül etmiyor. Bilgisi ve emeği dışında varlığı yok. Öyle olunca da en zor işlere, en çetin cephelere hep Derviş Bey’i gönderiyorlar. Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet kurulunca da Derviş Bey’in talihi değişmiyor. Askeri ve sivil bürokrasi Osmanlı’da nasılsa Cumhuriyet’te de aynı şekilde devam ediyor. Derviş Bey, çektiği çileleri sadece kağıda dökebiliyor. Kimi zaman yaşadıklarını anlatıyor, kimi zaman şiir yazıyor, kimi zaman da edebi denemelere başvuruyor.

Sıradan bir Osmanlı subayının sıradan hayat hikayesi, yaklaşık 100 yıl sonra, önümüzde bir ibret vesikası olarak duruyor.

Tabip Binbaşı Mehmet Derviş Bey’in hatıralarının kısa bir özetini çıkardım. Sadece bu kısa özetin bile okuyucuyu hayret, hayranlık ve minnete sevk edeceğini umuyorum.

Kilis’ten İstanbul’a

Mehmet Derviş Bey 1800’lü yılların sonunda Kilis’te doğmuş. 1889 yılında kardeşi Osman’la birlikte İskenderun’da vapura biniyor ve günler süren yolculuğun ardından İstanbul’a geliyor. Çemberlitaş Dizdariye Medresesi’nde ağabeyini buluyor, yanına yerleşiyor. Çok zor şartlarda eğitimini sürdürüyor, 1900 senesinin yazında Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi’ni bitirdikten sonra imtihanı kazanarak Çengelköy Tıbbiye İdadisi’ne (Lisesine) kaydoluyor. 1904 senesinde de Tıbbıye-i Şahane’ye başlıyor.

1908’de Meşrutiyet ilan edildiğinde Mehmet Derviş Bey Askeri Tıp Fakültesi’nde öğrenci. Hocaları Dr. Rıza Nur’un ateşli nutuklarıyla Tıbbiye öğrencileri olarak her gün sokağa çıkıyor ve nümayiş yapıyor, Meşrutiyet’in ilanını kutluyorlar. Bir vapura binerek ihtilalin merkezi Selanik’e gidiyor, kutlamalara orada devam ediyor, Selanik’te Enver Paşa’nın nutkunu dinliyorlar.

Erzincan’a Sürgün

Derviş Bey Tıbbiyeyi bitirince Gülhane Hastanesi’nde staja başlıyor. İlk büyük talihsizliği de orada yaşıyor. 10 stajyer hakkında “dik başlılık yapıyorlar” şikayetiyle soruşturma açılıyor. Tahkikat bile yapılmıyor. Derviş Bey Erzincan’a sürgün ediliyor.

Mehmet Derviş Bey İstanbul’a veda ediyor, bir vapura biniyor, Trabzon’a gidiyor. Trabzon’dan karayoluyla, geceleri izbe han odalarında yatarak, haşeratın hücumuna uğrayarak günler sonra nihayet Erzincan’a ulaşıyor. Erzincan Askeri Hastanesi’nde işe başladıktan kısa süre sonra tayini Kerkük tarafında ayaklanan Barzan Şeyhi’nin üzerine gönderilen 6. Ordu’nun 31’inci Alayı’na çıkıyor. Derviş Bey ve arkadaşı Rasih yol hazırlıklarını yapıyorlar. Erzincan’dan Kerkük’e 2 yol var: Kemah – Eğin – Arapgir – Malatya – Elaziz – Diyarbakır – Mardin – Musul yolu ve diğeri de Dersim üzerinden kestirme yol. Dersim yolunda eşkıya tehlikesi olmasına rağmen Derviş Bey ve arkadaşı bu yolu tercih ediyor, günler süren zor bir yolculuğun ardından Diyarbakır Dağ Kapısı’na geliyorlar. Kapıda nöbetçilere rüşvet vermedikleri için şehre giremiyor, dışarda yatıyorlar. Nihayet Diyarbakır’a giriyor, kısa süre dinlenip Musul’a doğru yola çıkıyor, yine günler süren yürüyüşün ardından Musul’daki taburlarına vasıl oluyorlar. Taburları Musul’dan ayrılıyor, Siirt’e hareket ediyorlar.

Derviş Bey’in Alayı 1911 yılının Eylül ayında Malatya’ya, oradan da Erzincan’a hareket ediyor. Erzincan’a geldiklerinde Derviş Bey Kolit hastalığına yakalanıyor, 1 ay istirahat alıyor. Bu süre içinde tek başına ve at üstünde Kilis’e gidiyor, memleketini ziyaret ediyor, Halep’i geziyor, biraz dinleniyor. İstirahatteyken Karadağ’ın Osmanlı’ya harp ilan ettiğini öğreniyor, istirahatini yarıda kesip taburuna katılmak üzere Erzincan’a yola çıkıyor. Erzincan’a yaklaştığında artık at üstünde duramaz hale geliyor, başı dönüyor, gözü kararıyor, yola yığılıp kalıyor. Sarılık ve sıtma olduğunu öğreniyor. Erzincan’da tedavisi yapılıyor.

Edirne Müdafaası

Bulgaristan’ın Edirne’yi işgaliyle birlikte Derviş Bey’in Erzincan’daki alayı 8 Aralık 1912’de büyük bir konvoy halinde batıya hareket ediyor. Trabzon’da gemiye biniyor, 25 Aralık’ta İstanbul’a, oradan da İzmit’e varıyorlar. Derviş Bey Şubat ayında Şarköy’e yapılan çıkarmaya katılıyor, haftalarca gemide kalıyorlar, Çatalca’da karaya çıkıp muharebeye başlıyorlar. Çatışmaların en yoğun zamanında seyyar hastanelerine Enver Paşa uğruyor, yaralıların hatırını soruyor, Derviş Bey ve arkadaşlarına bisküvi ikram ediyor.

13 Temmuz’da Edirne düşman işgalinden kurtuluyor. Derviş Bey alayıyla birlikte Şarköy’e dönüyor. Almanya’ya gidip yüksek tahsil yapabilmek için Harbiye Nezareti’ne dilekçe veriyor. Dilekçenin cevabını beklerken, Nezaret’in koridorlarında bir adam gelip “hangi fırkadan (partiden) olduğunu soruyor; Derviş Bey istihza ile ’31. Fırka’danım’ diyor. Dilekçesi reddediliyor, alayına dönmesi emrediliyor. 19 Mayıs 1914’te Samsun’a gitmek üzere Gülcemal Vapuru’na biniyor, Havza, Amasya üzerinden Tokat’a ulaşıyor, alayını buluyor ve teslim oluyor.

2 Ağustos 1914’de 1. Dünya Savaşı için seferberlik ilen ediliyor. Derviş Bey’in alayı önce Ünye’ye, oradan da haftalar süren bir yolculukla Erzurum’a gidiyor. 15 Aralık’ta cepheye hareket ediliyor. Derviş Bey 18 Aralık’ta Tufanç Ovası’nda Enver Paşa ile bir kez daha karşılaşıyor; Paşa hatır soruyor.

Binbaşı Mehmet Derviş

Sarıkamış

22 Aralık gecesini Narman’da geçiriyorlar. Esir alınan ve Müslüman olduğu anlaşılan bir Rus subayı “bu kıyafetle, ayağınızda çarıkla nereye gidiyorsunuz. Önünüzde müthiş bir kış var” diye uyarıyor. İlerlemeye devam ederken bir ara baskına uğruyorlar. Uzun çatışmanın ardından iki Osmanlı fırkasının yanlışlıkla birbirleriyle çatıştığı anlaşılıyor. Geride çok sayıda şehit ve yaralı kalıyor. 24 Aralık’ta Ruslarla temas başlıyor. Derviş Bey soğukta, hiç dinlenmeden yara sarıyor. 26 Aralık’ta, aç, yorgun ve uykusuz Allahuekber Dağı’na tırmanmaya başlıyorlar. Derviş Bey hatıralarında manzarayı şu satırlarla anlatıyor:

“Manzara korkunç! Fırlatılıp etrafa rastgele atılmış portatif kürekler, mataralar, palaskalar, kırılmış cephane sandıkları… Kucaklarında silahlarıyla kaskatı donmuş askerler!.. Kar zavallıların üstünü bir kefen gibi örtmüş, yalnız ayakkabı, kaput ve kabalakları kısmen açıkta kalmış. Önlerinden azap duyarak geçiyoruz… Ne açlık, ne susuzluk, ne korku, ne telaş… Hiçbir şey hissetmiyoruz… En sonunda Başköy’e ulaşıyoruz. Birer bardak çay içip yattık ve derhal derin bir uykuya daldık. Ama daha yatalı bir saat olmamıştı ki tekrar hareket emri verildi…”

Derviş Bey Sarıkamış önlerinde günlerce yaralı tedavi ediyor. 4 Ocak’ta geri çekilme emri geliyor.  Çekilmek de kolay olmuyor:

“Neferlerle beraber can havliyle bir ahıra doluştuk. Bir köşeye de hayvanlar sıkıştı. Eğer burası da olmasaydı soğuktan helak olurduk. Ama tehlike henüz geçmiş değil. Baskına uğramak ihtimali var. Ali Rıza Bey 6-7 neferle dışarda nöbet tutacak… Sabahleyin kalktığımızda karşılaştığımız manzara feci! Nöbetçilerimizin hepsi donmuş. Yüzbaşı sabaha kadar çadırda ateş yakıp oturmuş. Ama zavallı neferler! Açıkta durmanın imkansız olduğunu anlamışlar, terbiye gereği çadıra girmeye cesaret edememişler, hiç değilse başlarını çadırın eteklerine sokup gözleriyle olsun ısınmak istemişler ve maalesef uzandıkları yerde kaskatı kesilmişler!.. Sığındığımız ahırın sıcağında faaliyete geçen bitlerin saldırısından bizi uyku tutmazken nöbetçilerimiz ebedi uykularına dalmışlar!”

Erzurum Düşüyor

Derviş Bey’in alayına Narman yakınlarındaki Semikale’ye hareket emri verilir. Oradan daha yüksek bir tepeye, Sivrigediği denilen yere, oradan da Sapanlı köyüne geçerler. Neferler madımak toplayıp yemek yapmaktadır. Derviş Bey dağ başında haftalar boyu vazife yaparken bir de kalem kağıt bulup “Turan Yolu” isimli gazeteyi çıkarır. Gazete 11 sayı çıkar ve zabitlerin hayatına biraz olsun renk katar. 24 Ocak 1916’da Kireçdağı’na çıkma emri gelir. Kış ve soğuk dayanılmazdır:

“Gün doğdu, ortalık aydınlandı; yüzbaşı çadırdan çıktı, beş on metre uzaklaşmadan bağırarak yanıma koştu. Hastalandı zannettim meğer idrarı buz tutmuştu… Çok geçmedi, bir inzibat zabiti telaş içinde geldi, gece mevzilere yerleştirdiğimiz kırk neferin donarak öldüğünü haber verdi!”

Ertesi gün Erzurum İstihkamlarına hareket emri verilir. Ruslar Erzurum’a doğru ilerlemekte, halk kafileler halinde göç etmektedir:

“Bir köylü kadın kucağında donan çocuğunu kundağıyla biraber yolun kenarına bıraktı!”

Derviş Bey ve taburu Erzurum’a yakın bir tepede mevzilenir. Yemek olarak sadece buğday gelmekte, bunu kavurga yaparak beslenmektedirler. Gelen bir emirle daha yüksek bir tepeye mevzilenirler. Derviş Bey 2 günlük izin ister, erzak almak için Erzurum’a iner:

“Erzurum’da öylece şaşırdım kaldım! Mağrur hastane doktorları, süslü karargah zabitleri, semiz ambar neferleri konfor içinde bir hayat sürüyor! Lokantalardaki mükellef yemekleri, gazinolardaki şekerli çayları gördükçe, daha birkaç gün evvel yolunu şaşırıp siperlerimizin önüne gelen ve orada vurulan bir Rus askerinin elbisesinin, yünlü çamaşırlarının, torbasındaki iri kesme şekerlerinin neferler arasında nasıl kapışıldığını hatırlıyorum… Bir an evvel taburuma dönmeye karar verdim, atımı mahmuzladığım gibi hava kararmadan kahramanlar diyarına kavuştum. İlk iş olarak atımın terkisinden telatin heybemi indirip getirdiğim şeker ve diğer nevaleyle arkadaşlara bir çay ziyafeti hazırladım…”

Birkaç gün sonra Derviş Bey’in taburu Rus baskınına uğrar, canlarını zor kurtarır kaçarlar. Erzurum düşer. Derviş Bey’in alayına Tercan’a hareket emri verilir. Erzurum-Erzincan şosesine çıkarlar. Muazzam bir insan seli Erzurum’dan Erzincan’a akmaktadır.

Kop Dağları’nda Direniş

Derviş Bey ve alayı önce Fırat’ın kenarına yerleşir; Ruslar hızla ilerlemiş, buraya gelmiştir. Alay Kop Dağı’na çekilir. Ruslar’a karşı kahramanca direnilir ama tutunmak mümkün değildir. Alay Erzincan-Trabzon yoluna çekilir. Erzincan düşer. Alay Refahiye’ye çekilir.

Derviş Bey yorgundur. Cephe gerisinde bir hastaneye çekilmek, tabur tabipliğinden kurtulmak, tıbbi bilgilerini geliştirmek, biraz dinlenmek istemektedir ama hiçbir partiden olmadığı, tanıdığı hiç önemli adam olmadığı için arzusu gerçekleşmez:

“Balkan Harbi’nden beri çektiğim eziyetlerle, maruz kaldığım yokluklar ve sefaletlerle meslektaşlarımın pek azı karşı karşıya geldiği halde, hatta birçoğu bir yolunu bulup gerilerde huzur içinde refaha kavuştuğu halde, ben kalp bir akçe gibi bir tarafa atıldım ve yine ateş hattında bırakıldım. Bu ne insafsızlıktır ya Rabbi! Buna kim tahammül edebilir? Cephe ile cephe gerisi arasında cennet ile cehennem kadar fark varken, bunların nimet ve külfetini herkese eşit tattırmak gerekirken, nimetin güçlüye sunulup külfetin zayıfa yükletilmesine yürek katlanır mı? Vücut dayanır mı? Bugün tam iki sene oluyor ki pantolon çıkarmadan yatıyorum. Hele son zamanlarda ayakkabı da çıkmıyor… Bunun ne büyük bir azap olduğunu çekenler bilir. Bütün sinirlerim gergin, vücudum yorgun… Bir orman kanunu gibi, ortalıkta yalnızca ‘hak güçlünündür’ düsturu hüküm sürüyor.”

Derviş Bey’in ruh sağlığı bozulur, yeme içmeden kesilir, zayıflar. Doktor arkadaşları bir hafta istirahat verirler ancak dağ başında iyileşemez. Tam teşekküllü bir hastaneye, Suşehri’ne gitmeye karar verir. Hastanedeki muayenenin ardından, o güne kadarki hizmetleri sabit görüldüğünden Zara Menzil hastanesine tayin edilir. Derviş Bey bu durumu “hayatta ilk defa bir arzuma kavuşuyorum” sözleriyle ifade eder.

Nihayet tabur tabipliğinden kurtulmuştur Derviş Bey. Bir süre Zara’da, 4-5 ay kadar da Sivas’ta hastanelerde vazife yapar. Sonra yeniden Zara’ya tayin edilir. Zara Hastanesi’nin baştabibi bir gece içip içip hastabakıcı kızları taciz eder. Soruşturma yapılır, baştabip bir süre açığa alınır ama sonra görevine iade edilir. Hemen ardından da Derviş Bey’in tayini Karahisarışarki hastanesine çıkarılır:

“Dünyada bundan daha adaletsiz, bundan daha sebepsiz bir tayin olabilir mi? Bu alçaklığı, rezaleti teşvik değil de ne?!.”

Okçular Tepesi’ne Hareket

1918 yılının Şubat ayında Ruslar işgal ettikleri Türk şehirlerinden çekilirler. Mart ayında Derviş Bey’in tayini Giresun’a çıkar. Salgın hastalıklarla mücadele kapsamında Görele ve Vakfıkebir’den sorumludur. Bu rahat günlerde bir hamle yaparak Naciye Hanım’la evlenir.

Derviş Bey’in eşi Naciye Hanım

1918 yılının Aralık ayında Derviş Mehmet Bey’in talihsiz günleri yeniden başlar. Önce Trabzon hastanesine tayin edilir, ardından Kars’ta bulunan ve Erzurum’a hareket etmek üzere hazırlık yapan 9. Ordu’nun açığına tayin edilir. Eşi Naciye Hanım’la birlikte yola çıkar, Trabzon’dan Hamsiköy’e varırlar. Onları götürecek develer kaçmıştır. Yeni vasıta beklemeye başlarlar. Kafkasya’dan Türkiye’ye büyük bir göç vardır. Bütün vasıtalar Trabzon’a doğru gitmekte, doğu yönüne ise sadece Derviş Bey ve eşi gitmektedir:

“Hamsiköy’de üçüncü gün. Bir vasıta bulabilmek için yol kenarında bekliyorum. Bir doktor arkadaşım, Kafkasya’dan ele geçirdiği ganimetlerle büyük bir furgon arabasının üstüne kurulmuş, vazifesini gönül rahatlığıyla yerine getirmiş bir insan edasıyla İstanbul’a gidiyor… Arkasından bakıyorum…”

Derviş Bey ve eşi Hamsiköy’de 6 gün bekledikten sonra nihayet bir vasıta bulur, hanlarda, kahvehane köşelerinde sabahlayarak, aç-susuz Erzurum’a ulaşırlar. Bu arada Derviş Bey’in tayini de Bayezid’e (Doğu Beyazıt) çıkmıştır. Derviş Bey eşini Erzurum’da arkadaşının annesine emanet edip,   günler süren zorlu yolculuğun ardından Bayezid’e varır. Orada tayininin Karaköse (Ağrı)’ya çıktığı söylenir. Ağrı’ya giderken de tayini Diyadin’e çıkar. Diyadin’de 20 gün görev yapar, Ağrı’ya gönderilir. Ağrı’da görev yaptığı esnada, Maku hanlarının hastalarına bakmak üzere defalarca İran’a, Maku şehrine gider gelir.

Türkiye Kızıl İnkılap Müfrezesi

23 Nisan 1920’de Ankara’da Meclis açılır. Nahçivan’da Ermenilere karşı direnen Müslümanlara destek için bir müfreze gönderilmesine karar verilir. Derviş Bey müfrezenin tabibidir. Ermenilerle şiddetli çatışmalar olur. Bir sabah Bayezid’den emir gelir, müfrezenin “Türkiye Kızıl İnkılap Müfrezesi” adını aldığı, Bolşevik Ruslarla birlikte hareket edeceği bildirilir. Derviş Bey artık komünistlerle omuz omuza savaşan, ayrı bayrağı olan bir müfrezenin üyesidir. Ermenilere karşı zafer kazanılır. Derviş Bey ve müfrezesi Iğdır’a döner, alaya katılırlar. 26 Kasım’da Ermeniler Iğdır’dan çekilir. Zafer herkesi mutlu etmiştir. Derviş Bey Iğdır günlerinde “Aras” ismiyle bir gazete daha çıkarır.

1922 yılının 10 Ekim’inde Ankara’dan gelen bir yazıyla Derviş Bey’in alayının derhal Batı cephesine intikali emredilir. Mandaların, öküzlerin çektiği kağnılarla önce Sarıkamış’a ulaşırlar. Derviş Bey burada Kazım Karabekir Paşa’ya takdim edilir:

“Paşa bana çok iltifat etti. Bir şişe de konyak hediye ettikten sonra iyi yolculuklar temenni ederek uğurladı.”

İstiklal Harbi

Derviş Bey ve alayı Erzurum, Erzincan, Sivas, Kayseri, Kırşehir üzerinden haftalar sonra Koçhisar’a ulaşır, oradan Cihanbeyli’ye geçer.

Derviş Bey’e Akşehir yakınlarında Mevludlu Köyü’nde bir hastane kurması emredilir. Derviş Bey imkansızlıklar içinde hastaneyi kurar, ama gelen bir emirle hastaneyi derhal Afyon yakınlarındaki Kumrallı’ya taşıması istenir. Sonra Afyon, sonra Düzağaç. Düzağaç’ta manzara korkunçtur. Bir camiye yerleşmiş 80 kadar ağır yaralı aç, susuz, bakımsız, kaderine terkedilmiş bir halde iki gündür beklemektedir. Derviş Bey yaralılara müdahale edecekken yeni bir emir gelir, hastaneyi Dumlupınar’a taşıması istenir.

Yunan ordusu Türk ordusu önünde kaçmaktadır. Derviş Bey’e hastaneyi Uşak’a, oradan Salihli’ye, oradan Kırkağaç’a, sonra Soma’ya taşıması emredilir.

Derviş Bey’in el yazısıyla Iğdır’da çıkardığı Aras Gazetesi

Soma’da yine can sıkıcı bir olay yaşanır:

“Kolordu Kumandanı Kemalettin Sami Paşa geldi. Koğuşları gezerken hastalardan birinin “yoğurt verilmiyor” diye şikayet etmesi üzerine paşa bana ‘hastalar südsüz, yoğurdsuz yatarken nasıl rahat uyursun doktor sen? Vicdanın sızlamaz mı senin hiç?’ diye çok ağır bir paylamada bulundu.”

Derviş Bey’e sonraki günlerde hastanesini önce Balıkesir’e, sonra Edremit’e, en son da Ezine’ye taşıması emredilir.

24 Temmuz 1923’te Lozan imzalanır, savaş biter. Derviş Bey ordudan istifa etmeye karar verir. Dilekçesini yazarak alaya gönderir. Daha dilekçesine cevap gelmeden yeniden 3. Ordu’da görevlendirildiğine, Erzincan’a tayinin çıktığına dair yazı gelir. Derviş Bey istifa dilekçesi verdiğini, neticesini beklemek istediğini söylese de “gittiğiniz yerde netice size bildirilir” denilerek Erzincan’a gönderilir.

Çanakkale, İstanbul, Trabzon, Bayburt yoluyla Derviş Bey 7. Kez Erzincan’a gelir. İlk dilekçesine cevap alamadığı için burada bir istifa dilekçesi daha verir. İstifa etmekten vazgeçerse Erzincan Hastanesi’nde bakteriyolog olarak tayin edileceğine dair bir telgraf alır. Teklifi kabul eder. Mart ayında ise ilk verdiği dilekçenin cevabı gelir: İstifası kabul edilmiştir. Tabur Tabibi Binbaşı Mehmet Derviş Bey’in askerliği başladığı yerde bitmiştir.

Sivil Hayat

Hiç parası yoktur Derviş Bey’in. Devamlı tabur tabipliği yaptığı için sivilde doktor olarak çalışması da zordur. Erzincan’da az bir ücret karşılığında askeri lisede fizik derslerine girer. Bir müddet sonra da Sağlık Bakanlığı’ndan gelen bir yazıyla Erzincan Merkez Hükümet Tabipliği’ne atanır. Zor bir görevdir. Gece gündüz araziye gitmekte, otopsi yapmaktadır.

14 Ağustos 1924’te İstiklal Madalyası alır.

3 Ekim’de Erzurum’da büyük deprem olur. Derviş Bey’e derhal Erzurum’a gitmesi söylenir. Kendi atıyla Hasankale’ye gider. Sarsıntılar ve soğuk altında haftalarca yara sarar. Parasız kalır, atını satar. Görevi tamamlanıp Erzincan’a dönmesi istendiğinde cebinde yol parası dahi yoktur; askeri araçlardan rica edip evine döner.

1928 yılında Derviş Bey Erzincan Sağlık ve Sosyal Yardım Müdürlüğü’ne vekaleten atanır. Ordu, Kars, Kırklareli, Çanakkale’de Sağlık Müdürlüğü yapar. 13 Aralık 1948’de Ankara’dan Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Kemal Bayizit’ten gelen nazik bir mektupla emekliye ayrıldığı bildirilir.

Derviş Bey Kilis’e, memleketine gider, çocukluk günlerini yad eder. Annesinin mezarını bulamasa da bir Fatiha okur. İstanbul’a gelir. Galata’daki evinde hatıralarını yazar. Arada Ordu’daki oğlunun yanına gider.

Derviş Bey, 90’lı yaşlarına yaklaşmışken, 1973 yılında vefat eder.

Bu yukardaki satırlar, Derviş Mehmet Bey’in hatıratının ve hayatının özetinin özeti.

Derviş Bey, devrindeki birçok arkadaşı gibi, 1908-1924 yılları arasına, hayal dahi edemeyeceğimiz fırtınalı bir hayat sığdırmıştır. Talihsiz bir memuriyet hayatı vardır ama yanı başında şehit olan neferlere, zabitlere nazaran Derviş Bey talihlidir, bütün o savaşlardan, çatışmalardan sağ çıkmıştır.

Derviş Bey’in zor ve fedakar hayatı, devletimizin ve milletimizin nasıl ayakta kalabildiğini gösteren ibretlik bir misaldir.

Torpilliler, imtiyazlılar, eş-dost-akraba ilişkileriyle en yüksek maaşlı en yüksek makamlara paraşütle inenler, liyakatsizler, işten kaçanlar, kaytaranlar, yolsuzlar, düzenbazlar, devlet malına çöken hırsızlar değil; devleti ve milleti, sayıları az da olsa, Derviş Bey gibi dürüst, çalışkan, fedakar, vazifesini canının önüne koyan kahramanlar omuzlarında taşırlar.

Tabur Tabibi Mehmet Derviş Bey’in hatıraları okunmalı ve okutulmalı. Bu ülkenin nasıl ve ne şartlarda savunulduğu görülmeli. Ola ki ibret olur, ola ki duyması gerekenlerin mahcubiyet duymasına vesile olur…

Derviş Bey’in, onun gibi gazilerimizin ve tüm şehitlerimizin ruhları şad, mekanları Cennet olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s